Anlatacağımın başlıkla ilgisi yok belki ama duygum tam da Duman'ın o şarkısı.
Şu başından beri okuduğunuz maceranın kahramanı artık üniversiteye hazırlanıyor.
Bugün... önerilen ve bizim her yıl destek diye aldığımız kitapları almak için Kadıköy'e gittik. Arada bir eczaneye uğramamız gerekti. Tanıdık eczane.. girdik içeri, hoşgeldiniz dedi kızım gibi gördüğüm Merve.
Bir kadın konuşuyor anlatıyor önünde ben de bekledim işi bitsin diye. Kadın diyor ki; arkadaşından duymuş, bir ilaç varmış konsantrasyon arttırıyormuş. Var mı diye sordu. Var dedi Merve. Reçeteli değilmiş ilaç. 140 liraymış.
Kadın dedi ki: Ama bu çocuğu hareketli yapıyormuş, hem hareketli yapmayan hem konsantrasyon arttıran var mıymış?
Merve dedi ki: Kafein var bunun içinde hem her yer çalışsın hem rafta şişe olsun yok öyle bir şey.
Ayy... ben sonra gelirim diye çıktım dışarı. Kırmızı hap, sihirli değnek... Kadını karşıdaki kahveciye çekip beş saat konuşabilirdim. Faydası olur muydu sizce?
İnşallah olmazdı demişsiniz ve kırmızı hap sihirli değnek olmadığını bilmişsinizdir.
Bu kadar yıl sonra travmaydı... inşallah alınmamıştır o ilaç.
3 Eylül 2018 Pazartesi
12 Temmuz 2018 Perşembe
Öyle öksüz çocuk gibi bırakmışım buraları... Ayıp etmişim.
Son durum: Artık 11. sınıf öğrencisi. Her dönem takdirle geçen bir genç kız. İlk romanını yazdı geçen yıl. Kısmetse bu yıl sonuna kadar raflarda olacak.
O kadar kelime kartı boşa gitmemiş. Türkçeyi ve öğrendiği iki yabancı dili kurallarına uygun ve çok kelimeyle konuşabilen ve yazabilen bir insan oldu.
Çocukluğunda kitap okumuyor diye üzülüyordum, şimdi elinden kitap düşmüyor. Günlük tutmaya devam ediyor. Tarihe, tarihi eserlere ve müzelere merakı var. Gezme anlayışı AVM'ler değil müzeler. İstanbul'u sokak sokak keşfetmeyi seviyor.
Yıllar boyunca bu "geç konuşma" işinden söz etmeyi sevmezken geçenlerde birine gayet rahat "ben geç konuştum biraz" deyiverdi. Bunu da aşmış içinde, geçti bitti demiş besbelli. Hem içim cız etti o günleri hatırlayınca hem göğsüm kabardı kendini kabul edip aştıkları ile barıştığını gördüğüm için.
Oldu yani, oluyor...
Hala okuyan varsa, yol uzun ve şartlar çetin olabilir ama neydi sihrimiz? Sevgi, emek ve sabır.
Annesi olarak bu benim son gönderim. Sayfaların anahtarını ona teslim ediyorum artık. Belki ilerleyen zamanda o devam etmek ister.
Sonu iyi biten bir hikaye oldu bizimkisi. Buralara aynı nedenle geldiyseniz sizin hikayenizin de mutlu sonlanmasını dilerim.
Hoşçakalın.
Son durum: Artık 11. sınıf öğrencisi. Her dönem takdirle geçen bir genç kız. İlk romanını yazdı geçen yıl. Kısmetse bu yıl sonuna kadar raflarda olacak.
O kadar kelime kartı boşa gitmemiş. Türkçeyi ve öğrendiği iki yabancı dili kurallarına uygun ve çok kelimeyle konuşabilen ve yazabilen bir insan oldu.
Çocukluğunda kitap okumuyor diye üzülüyordum, şimdi elinden kitap düşmüyor. Günlük tutmaya devam ediyor. Tarihe, tarihi eserlere ve müzelere merakı var. Gezme anlayışı AVM'ler değil müzeler. İstanbul'u sokak sokak keşfetmeyi seviyor.
Yıllar boyunca bu "geç konuşma" işinden söz etmeyi sevmezken geçenlerde birine gayet rahat "ben geç konuştum biraz" deyiverdi. Bunu da aşmış içinde, geçti bitti demiş besbelli. Hem içim cız etti o günleri hatırlayınca hem göğsüm kabardı kendini kabul edip aştıkları ile barıştığını gördüğüm için.
Oldu yani, oluyor...
Hala okuyan varsa, yol uzun ve şartlar çetin olabilir ama neydi sihrimiz? Sevgi, emek ve sabır.
Annesi olarak bu benim son gönderim. Sayfaların anahtarını ona teslim ediyorum artık. Belki ilerleyen zamanda o devam etmek ister.
Sonu iyi biten bir hikaye oldu bizimkisi. Buralara aynı nedenle geldiyseniz sizin hikayenizin de mutlu sonlanmasını dilerim.
Hoşçakalın.
4 Haziran 2013 Salı
23 Ocak 2013 Çarşamba
Diyalog ve Drama
Zaman geçtikçe, işler yoluna girdikçe, ben rahatladıkça aradaki kilometre taşlarının farkına varıyorum.
Bir şey yapmak lazım, hızla yapmak lazım, bir an önce halletmek lazım paniği ile ve üzüntü ile yoldaki detayları, güzelliklerin bir çoğunu unutmuşum.
Kızımla konuşurken, çocukluk ve bebeklik anılarını anlatırken hatırlıyorum. Evde boydan boya koşarken kendine söylediği sözleri anımsayınca, sonra da kendi bulduğu çözümü düşününce bunu da mutlaka paylaşmalıyım dedim.
O zaman oturduğumuz evde çooook uzun koridorlar vardı, birinin sonunda da merdiven. Geçen gün gözümün önüne geldi. Koridor boyunca koşuyor, elinde emzik, kollar havada...
- Kime diyorum?
- Bana diyorum!
- Kızım koşma düşersin!
Sana diyorum değil, Bana! diyorum. İlk diyaloğu böyle oluşturmuş.
Okuma yazma öğrendiğinden beri de yaptığı bu. Günlük tutuyor. Olayları kimi zaman düz yazıyla anlatıyor ama en başarılı olduğu yazı türü diyaloglar.
Ekin: Elif sen ebe ol.
Elif: Niye hep ben ebe oluyorum, bu sefer de sen ol.
Ekin: Hayır ebe sen olacaksın, ben öyle istiyorum.
Elif: (Kızarak) O zaman ben saklambaç oyamak istemiyorum.
Ece: (Üzgün bir sesle) Elif gel ne olursun sen de oyna.
gibi... Bu sayede neler olup bittiğini, o sıradaki duyguları, kendi duygularını çok daha rahat ifade etti ve biz de bunu oyunlaştırdık. Hadi şimdi sen öğretmen ol ben de sen olayım. Hadi sen Ekin ol ben sen olayım. Sonra bir gün gördüm ki benim o olmamı istemiyor artık. Ece olsam o nerdi daha çok ilgili. İletişimde başlangıçta zorluk yaşadığı için kendine ve ifade becerisine güveni azdı. Böylece bu güven yerine geldi.
Yalnız hepimiz biliyoruz ki dünden bugüne her şeyi değiştirecek sihirli değnek yok. Sevgi, emek ve sabır tek dayanak.
Aklıma gelenleri yine paylaşırım. Okuyan herkese teşekkürler.
Bir şey yapmak lazım, hızla yapmak lazım, bir an önce halletmek lazım paniği ile ve üzüntü ile yoldaki detayları, güzelliklerin bir çoğunu unutmuşum.
Kızımla konuşurken, çocukluk ve bebeklik anılarını anlatırken hatırlıyorum. Evde boydan boya koşarken kendine söylediği sözleri anımsayınca, sonra da kendi bulduğu çözümü düşününce bunu da mutlaka paylaşmalıyım dedim.
O zaman oturduğumuz evde çooook uzun koridorlar vardı, birinin sonunda da merdiven. Geçen gün gözümün önüne geldi. Koridor boyunca koşuyor, elinde emzik, kollar havada...
- Kime diyorum?
- Bana diyorum!
- Kızım koşma düşersin!
Sana diyorum değil, Bana! diyorum. İlk diyaloğu böyle oluşturmuş.
Okuma yazma öğrendiğinden beri de yaptığı bu. Günlük tutuyor. Olayları kimi zaman düz yazıyla anlatıyor ama en başarılı olduğu yazı türü diyaloglar.
Ekin: Elif sen ebe ol.
Elif: Niye hep ben ebe oluyorum, bu sefer de sen ol.
Ekin: Hayır ebe sen olacaksın, ben öyle istiyorum.
Elif: (Kızarak) O zaman ben saklambaç oyamak istemiyorum.
Ece: (Üzgün bir sesle) Elif gel ne olursun sen de oyna.
gibi... Bu sayede neler olup bittiğini, o sıradaki duyguları, kendi duygularını çok daha rahat ifade etti ve biz de bunu oyunlaştırdık. Hadi şimdi sen öğretmen ol ben de sen olayım. Hadi sen Ekin ol ben sen olayım. Sonra bir gün gördüm ki benim o olmamı istemiyor artık. Ece olsam o nerdi daha çok ilgili. İletişimde başlangıçta zorluk yaşadığı için kendine ve ifade becerisine güveni azdı. Böylece bu güven yerine geldi.
Yalnız hepimiz biliyoruz ki dünden bugüne her şeyi değiştirecek sihirli değnek yok. Sevgi, emek ve sabır tek dayanak.
Aklıma gelenleri yine paylaşırım. Okuyan herkese teşekkürler.
6 Aralık 2012 Perşembe
Ne Durumdayız?
Burayı hala okuyan var. O yüzden bugün ne durumdayız yazmak istedim.
5. sınıf yani artık orta 1 öğrencisi oldu kızım. Geçen yılı teşekkürle tamamladı, bu yıl da notları gayet iyi. İletişim sorunu neredeyse kalmadı. Gergin olduğu zamanlar biraz fazlaca ııııı diyor ama bunu yaşıtları da yapıyor. Problem yok yani.
Kendini gerek sözle gerek yazıyla çok güzel ifade edebiliyor. Kimi kalıpları hala çokça kullansa da zaman içinde azaldığını ve yerli yerine oturduğunu gözlemliyoruz. Aslında bu yeni bir kelime ya da kavram öğrenen her çocuğun yaptığı bir şey.
Artık kendi problemimle uğraşmam gerek. Çok zorlu bir yolculuktan bu noktaya geldiğimiz için gözlerim şahin gözü oldu. Sürekli gözlemleyip sorguluyorum. Kızımın yaşıtları arasında gayet uyumlu olduğunu gözlemleyip farkına varmak, artık bir sorun kalmadığını anlamak, gün geçtikçe benimle olan bağının tür değiştirdiğini, artık ergen bir birey olduğunu, kendine ait bir dünya, bir hayat oluşturduğunu ve düzgün uçabilmesi için kanatlarını açması gerektiğini kabullenmek gerek ve bunu "anne beni rahat bırak artık" cümlesini duymadan yapmalı...
Kanatlanan bir yavrunun arkasından bakan anne kuş diye blog açsam mı acaba? :)
5. sınıf yani artık orta 1 öğrencisi oldu kızım. Geçen yılı teşekkürle tamamladı, bu yıl da notları gayet iyi. İletişim sorunu neredeyse kalmadı. Gergin olduğu zamanlar biraz fazlaca ııııı diyor ama bunu yaşıtları da yapıyor. Problem yok yani.
Kendini gerek sözle gerek yazıyla çok güzel ifade edebiliyor. Kimi kalıpları hala çokça kullansa da zaman içinde azaldığını ve yerli yerine oturduğunu gözlemliyoruz. Aslında bu yeni bir kelime ya da kavram öğrenen her çocuğun yaptığı bir şey.
Artık kendi problemimle uğraşmam gerek. Çok zorlu bir yolculuktan bu noktaya geldiğimiz için gözlerim şahin gözü oldu. Sürekli gözlemleyip sorguluyorum. Kızımın yaşıtları arasında gayet uyumlu olduğunu gözlemleyip farkına varmak, artık bir sorun kalmadığını anlamak, gün geçtikçe benimle olan bağının tür değiştirdiğini, artık ergen bir birey olduğunu, kendine ait bir dünya, bir hayat oluşturduğunu ve düzgün uçabilmesi için kanatlarını açması gerektiğini kabullenmek gerek ve bunu "anne beni rahat bırak artık" cümlesini duymadan yapmalı...
Kanatlanan bir yavrunun arkasından bakan anne kuş diye blog açsam mı acaba? :)
24 Ağustos 2011 Çarşamba
Son Gönderi...
Geçen yıl bu vakit bu bloğa ilk yazıyı yolladığımda yaşadıklarımızın belki birilerine faydası olur diye düşünmüştüm. Oldu mu bilmiyorum.
Kızım sonunda konuştu, okul da iyi gidiyor. Artık buraya ekleyeceğim, aklıma gelen bir şey kalmadı. Son bir paragraf hariç...
Çocuğumuzla kimse bizim gibi ilgilenemez. Kimse onları bizim kadar sevemez. Kimse sorunların çözümünde bizler kadar sabırlı olamaz.
Sevgimiz, emeğimiz ve sabrımız olmadan, sadece "uzman" görüşleriyle, "terapiste" götürmekle, psikiatra göstermekle şuradan şuraya gidemeyiz.
"Sorunlu" denilen çocukların çoğunlukla tek sorunları yeterince ilgi ve sevgi görmemiş olmaları. Onlar da birşeyler yaparak ya da yapmayarak ilgimizi yakalamaya çabalıyorlar. Kaldı ki bir sorun bile olsa profesyonel yardımın yanında yoğun bir şekilde sevgimize, ilgimize ihtiyaçları var.
Zamanım yok, çok yoğun çalışıyorum, benim de problemlerim var gibi mazeretlerimizi bir kenara bırakmalıyız. Hangi iş, hangi problem, hangi kariyer ya da hangi başarı çocuğumuzdan önemli olabilir? Dünyanın tüm zenginlikleri ya da başarıları evladımız karşısında ne anlam ifade eder? Elbette yaşamak için, onların gelecekleri için yapmamız gerekenler var ama bunun yanında çocuğumuzla birlikte olmak için zaman da her durumda yaratılabilir.
Kolay olmadı, kolay değil biliyorum yine de kolayına kaçmadan... kolaylıklar diliyorum...
Hoşçakalın...
Kızım sonunda konuştu, okul da iyi gidiyor. Artık buraya ekleyeceğim, aklıma gelen bir şey kalmadı. Son bir paragraf hariç...
Çocuğumuzla kimse bizim gibi ilgilenemez. Kimse onları bizim kadar sevemez. Kimse sorunların çözümünde bizler kadar sabırlı olamaz.
Sevgimiz, emeğimiz ve sabrımız olmadan, sadece "uzman" görüşleriyle, "terapiste" götürmekle, psikiatra göstermekle şuradan şuraya gidemeyiz.
"Sorunlu" denilen çocukların çoğunlukla tek sorunları yeterince ilgi ve sevgi görmemiş olmaları. Onlar da birşeyler yaparak ya da yapmayarak ilgimizi yakalamaya çabalıyorlar. Kaldı ki bir sorun bile olsa profesyonel yardımın yanında yoğun bir şekilde sevgimize, ilgimize ihtiyaçları var.
Zamanım yok, çok yoğun çalışıyorum, benim de problemlerim var gibi mazeretlerimizi bir kenara bırakmalıyız. Hangi iş, hangi problem, hangi kariyer ya da hangi başarı çocuğumuzdan önemli olabilir? Dünyanın tüm zenginlikleri ya da başarıları evladımız karşısında ne anlam ifade eder? Elbette yaşamak için, onların gelecekleri için yapmamız gerekenler var ama bunun yanında çocuğumuzla birlikte olmak için zaman da her durumda yaratılabilir.
Kolay olmadı, kolay değil biliyorum yine de kolayına kaçmadan... kolaylıklar diliyorum...
Hoşçakalın...
20 Haziran 2011 Pazartesi
Bu Yıl da Bitti
Artık dördüncü sınıf öğrencisi oldu kızım. Karne güzel, yıl boyunca gösterdiği çaba güzel, disiplinle çalışması güzel, okulda çok seviliyor daha ne isterim?
Yıl sonu sunumları ve gösterileri de oldu. Sınıf sunumu bu yıl şiirdi. Elif İstiklal Marşının on kıtasını birden okudu. Bağırıp çağırmadan, abartılı hareketler yapmadan, sesini ve vurguları son derece doğru kullandı. Anne-babası ve babaannesi olarak biz elbette çok duygulandık ama etrafıma baktığımda diğer velilerin de gözlerinin dolu dolu olduğunu gördüm. Hepsi özenle gelip tebrik ettiler. İşte bu anlar bütün emekleri helal ettiriyor.
Şimdi artık tatil, günde altı tane test çözmek, her gün düzenli günlük yazmak bu yılın yaz görevleri. Dördüncü sınıfa hazırlık olsun diye bunlara ben de bir gezi güncesi ekledim. Gezip gördüğü yerleri bu günceye yazacak. Özelliklerini, izlenimlerini ve fotoğraflarını koyacak içine. İnşallah sonuçta ortaya güzel bir şey çıkar da o da sonraki yıllar için iyice heveslenir.
Bu arada tatillerin, anneler-babalar okul ve öğretmenlerin kıymetini iyice anlasın diye icad edildiğini düşünüyorum. On yaşında bir tek çocuğu sabahtan akşama oyalamak kolay değil. Bir de bunlardan onlarcası başlarında :) Sevmeden yapılacak iş değil. Minnetle ellerinden öpüyorum öğretmenlerimizin.
Yıl sonu sunumları ve gösterileri de oldu. Sınıf sunumu bu yıl şiirdi. Elif İstiklal Marşının on kıtasını birden okudu. Bağırıp çağırmadan, abartılı hareketler yapmadan, sesini ve vurguları son derece doğru kullandı. Anne-babası ve babaannesi olarak biz elbette çok duygulandık ama etrafıma baktığımda diğer velilerin de gözlerinin dolu dolu olduğunu gördüm. Hepsi özenle gelip tebrik ettiler. İşte bu anlar bütün emekleri helal ettiriyor.
Şimdi artık tatil, günde altı tane test çözmek, her gün düzenli günlük yazmak bu yılın yaz görevleri. Dördüncü sınıfa hazırlık olsun diye bunlara ben de bir gezi güncesi ekledim. Gezip gördüğü yerleri bu günceye yazacak. Özelliklerini, izlenimlerini ve fotoğraflarını koyacak içine. İnşallah sonuçta ortaya güzel bir şey çıkar da o da sonraki yıllar için iyice heveslenir.
Bu arada tatillerin, anneler-babalar okul ve öğretmenlerin kıymetini iyice anlasın diye icad edildiğini düşünüyorum. On yaşında bir tek çocuğu sabahtan akşama oyalamak kolay değil. Bir de bunlardan onlarcası başlarında :) Sevmeden yapılacak iş değil. Minnetle ellerinden öpüyorum öğretmenlerimizin.
4 Nisan 2011 Pazartesi
20 de 20 doğru
Oğlumuz üniversite sınavı ile ve sonrası muhtelif rezilliklerle boğuşa dursun kızımız da 3. sınıfı tamamlamaya uğraşıyor.
Bir taraftan çocuk... haliyle ağabeyinden de hatırladığımız çocuklukları yapmakta. Ödev yapacağı dergiyi okulda unutmak gibi. Bugün okuldan geldi ses titriyor.
Anne ne olur beni affet, ben Hayat Bilgisilerimi okulda unuttum. Bilgisilerimi... :) Yapacak bir şey yok o saatten sonra, bir daha yapma lütfen filan gibi malum anne nutukları sona erdikten sonra girişti matematik ödevini yapmaya.
Bu güne kadar çok büyük olan problemi okuyup anlama meselesi gitgide çalıştıkça egzersiz yaptıkça küçülüyor. Başlangıçta toplama ve çıkarmalarda "oldu" ve "kaldı" anahtar kelimelerini kullanmıştık. Çarpmada "kere", bölmede "paylaştırıyor" gibi. Fakat problemlerde bizim bu anahtar kelimeler farklı farklı kullanılıyor dolayısı ile tercüme gerekiyordu.
Örneğin:
- Bak Elif' cim bizim bahçe bir kenarı 13 metre olan bir kare çevresi kaç metre?
- Karenin 4 kenarı var o zaman 13 kere 4 eşittir 52 metre...
- Peki şimdi bu bahçenin etrafında 6 tur koşsak??
- Bölcem mi?
- Dikkat et... 6 tur koşacağız yani 6 kez dolaşacağız...
- Haaaa KERE o zaman 52 X 6 = 312...
Neyse biz habire çalışıyoruz. Bugün muhteşem haber ... 20 soruda 20 doğru :)
Hırsımdan değil vallahi. O bana bağlı teller tek tek kopuyor :) İlk tel koptuğunda hüngür hüngür ağlamıştım ama.. onu da sonra anlatırım :)
Bir taraftan çocuk... haliyle ağabeyinden de hatırladığımız çocuklukları yapmakta. Ödev yapacağı dergiyi okulda unutmak gibi. Bugün okuldan geldi ses titriyor.
Anne ne olur beni affet, ben Hayat Bilgisilerimi okulda unuttum. Bilgisilerimi... :) Yapacak bir şey yok o saatten sonra, bir daha yapma lütfen filan gibi malum anne nutukları sona erdikten sonra girişti matematik ödevini yapmaya.
Bu güne kadar çok büyük olan problemi okuyup anlama meselesi gitgide çalıştıkça egzersiz yaptıkça küçülüyor. Başlangıçta toplama ve çıkarmalarda "oldu" ve "kaldı" anahtar kelimelerini kullanmıştık. Çarpmada "kere", bölmede "paylaştırıyor" gibi. Fakat problemlerde bizim bu anahtar kelimeler farklı farklı kullanılıyor dolayısı ile tercüme gerekiyordu.
Örneğin:
- Bak Elif' cim bizim bahçe bir kenarı 13 metre olan bir kare çevresi kaç metre?
- Karenin 4 kenarı var o zaman 13 kere 4 eşittir 52 metre...
- Peki şimdi bu bahçenin etrafında 6 tur koşsak??
- Bölcem mi?
- Dikkat et... 6 tur koşacağız yani 6 kez dolaşacağız...
- Haaaa KERE o zaman 52 X 6 = 312...
Neyse biz habire çalışıyoruz. Bugün muhteşem haber ... 20 soruda 20 doğru :)
Hırsımdan değil vallahi. O bana bağlı teller tek tek kopuyor :) İlk tel koptuğunda hüngür hüngür ağlamıştım ama.. onu da sonra anlatırım :)
24 Şubat 2011 Perşembe
Eyvah! Çocuk Kalbi...
Çok çektim ben bu kitaptan. Biri bir fenalık yapar, kırk yıl düşünsem aklıma gelmez, kimseye kötü bir şey konduramam... O zaman suçu kendi saflığımda değil hep "Çocuk Kalbi" kitabında bulurum. Çocukken nasıl okuyup içselleştirdiysem "Yanlış iş tutarken bile doğrudan şaşmayacaksın" hayat prensibi oldu. Eşim de aynı durumda, oğlumuz da...
Şimdi sıra geldi Elif' e... Dün gece başladı okumaya. Kalın geldi kitap gözüne, o yüzden bir iki bölümü ben okudum sonra elimden kapıp o bana okudu. Gözler kocaman kocaman...
- Ama anne ayıpppp...
- Öğretmen "bir daha yapma" derken kızmamış di mi anne?
- Ayağı kırılmış anne, noolucak şimdi?
- Babası neredeymiş o çocuğun anne? Amerika nerede?
- Hokka ne demek?
Bir gecede 18 sayfa bu bir rekor.
Bu arada dün eve geldi, ödevleri bitirdi. Çocuk Kalbi okuyacağım dedi.. Bizde kitap bol... Dur kızım bakalım neredeymiş bulalım derken, kütüphanesinden "işte burada" diye çıkarıverdi.
Benim çocukluk kitaplarımın bir kısmı hala durur, ağabeyden kalanlar var, karşıma çıktıkça kitap alırım. Oldukça zengin bir kütüphanesi oldu onun da... Çocuk Kalbi kitabını kim bilir ne zaman alıp koymuşum oraya... Darısı okumaya...
Şimdi sıra geldi Elif' e... Dün gece başladı okumaya. Kalın geldi kitap gözüne, o yüzden bir iki bölümü ben okudum sonra elimden kapıp o bana okudu. Gözler kocaman kocaman...
- Ama anne ayıpppp...
- Öğretmen "bir daha yapma" derken kızmamış di mi anne?
- Ayağı kırılmış anne, noolucak şimdi?
- Babası neredeymiş o çocuğun anne? Amerika nerede?
- Hokka ne demek?
Bir gecede 18 sayfa bu bir rekor.
Bu arada dün eve geldi, ödevleri bitirdi. Çocuk Kalbi okuyacağım dedi.. Bizde kitap bol... Dur kızım bakalım neredeymiş bulalım derken, kütüphanesinden "işte burada" diye çıkarıverdi.
Benim çocukluk kitaplarımın bir kısmı hala durur, ağabeyden kalanlar var, karşıma çıktıkça kitap alırım. Oldukça zengin bir kütüphanesi oldu onun da... Çocuk Kalbi kitabını kim bilir ne zaman alıp koymuşum oraya... Darısı okumaya...
20 Şubat 2011 Pazar
Şaşkındım anne!
Bugün antremanını düne göre daha "usta" oyuncularla yaptı :) Herkes sağ el ve sol elle top sürerken çoğunlukla beceremedi topu kaçırdı.
Maç yaptılar daha sonra, pası yakalayamadı, topu kaptırdı, elinden kaçırdı... Dün attığı basketlerle havası vardı ama bugün dağıldı.
Akşamüzeri kendi yorumu... "Ben bugün antremanda çok şaşkındım di mi anne?" :)
Severim senin özeleştirini :)
Maç yaptılar daha sonra, pası yakalayamadı, topu kaptırdı, elinden kaçırdı... Dün attığı basketlerle havası vardı ama bugün dağıldı.
Akşamüzeri kendi yorumu... "Ben bugün antremanda çok şaşkındım di mi anne?" :)
Severim senin özeleştirini :)
19 Şubat 2011 Cumartesi
Uh ah dev adam...
Meğer... bizim buralarda bir basketbol okulu varmış...
Ağabeyi basketbol oynuyor, meğer kızım da imrenirmiş de... söylemezmiş...
Dün sordum, uçtu sevinçten, "yarın antremanım var" diye diye uyudu. Sabah her heyecanlı çocuğun yaptığı olmayacak işler, kaprisler, el ayak ve akıl tutulması. Zar zor gittik antremana...
0 km hiç bilmeyen basketçi ister misiniz diye sorduk. İsteriz dediler. Uça koşa girdi ilk antremanına. Acemi.... ne biçim... ama olsun ilk attığı da basket oldu ya... Hoplaya zıplaya, güle oynaya... Yarın 9.30 da ikinci antremanı var. Ben sporcuyum erken yatmam lazım dedi ve çoktan uyudu bile... Şükür tanrım... şükürler olsun...
Bu arada 0 km basketçi de olsa tam 4 basket attı kızım ilk antremanında :) Koşmayı daha bilmiyor ama olsun :)
Ağabeyi basketbol oynuyor, meğer kızım da imrenirmiş de... söylemezmiş...
Dün sordum, uçtu sevinçten, "yarın antremanım var" diye diye uyudu. Sabah her heyecanlı çocuğun yaptığı olmayacak işler, kaprisler, el ayak ve akıl tutulması. Zar zor gittik antremana...
0 km hiç bilmeyen basketçi ister misiniz diye sorduk. İsteriz dediler. Uça koşa girdi ilk antremanına. Acemi.... ne biçim... ama olsun ilk attığı da basket oldu ya... Hoplaya zıplaya, güle oynaya... Yarın 9.30 da ikinci antremanı var. Ben sporcuyum erken yatmam lazım dedi ve çoktan uyudu bile... Şükür tanrım... şükürler olsun...
Bu arada 0 km basketçi de olsa tam 4 basket attı kızım ilk antremanında :) Koşmayı daha bilmiyor ama olsun :)
18 Şubat 2011 Cuma
Neden Vuruyormuş?
Okulda ikinci yarıyılın ilk veli toplantısı vardı bugün. Çok sevdiği ama hiç geçinemediği arkadaşı Mina ile itişip kakışmaları zaten birinci sınıftan beri olağan durum. Lakin bir başka çocuğun annesinden de Elif' in zaman zaman arkadaşlarına vurduğunu öğrenince haşlanmış gibi kıpkırmızı bir yüzle döndüm eve.
Az önce hanımefendi okuldan geldi. Üzerini değiştirirken durumu anlattım. Yüz anında düştü elbette.
- Yeminle söylüyorum vurmuyorum artık anne.. (Yemin?? O da nereden çıktı)
- Yemin etmene gerek yok, sen söylersen ben inanırım. Peki önceden neden vuruyordun arkadaşlarına?
- Onlar benim göğüslerime vurup kaçıyorlar ama... Çok acıyo anneeeeee ühüüüüüüüü
Yine de vurmamalısın bla bla bla.... da... içimden de ellerine sağlık kızım dedim doğrusu...
Az önce hanımefendi okuldan geldi. Üzerini değiştirirken durumu anlattım. Yüz anında düştü elbette.
- Yeminle söylüyorum vurmuyorum artık anne.. (Yemin?? O da nereden çıktı)
- Yemin etmene gerek yok, sen söylersen ben inanırım. Peki önceden neden vuruyordun arkadaşlarına?
- Onlar benim göğüslerime vurup kaçıyorlar ama... Çok acıyo anneeeeee ühüüüüüüüü
Yine de vurmamalısın bla bla bla.... da... içimden de ellerine sağlık kızım dedim doğrusu...
İstediklerim - İstemediklerim
Çocuk aklı, çocuk bakışı bir çok şeyi farklı algılıyor, yorumluyor. Bu yüzden onların boyunda, yaşında, deneyimindeymiş gibi düşünebilmek gerekiyor hergün ve bir çok konuda. Yapabilmek çok zor, hele o sırada sözgelimi anneniz ile onun sağlık sorunları hakkında, ya da eşiniz ile iş problemleri hakkında konuşuyorsanız ya da beş benzemez konu hakkında düşünüyorsanız... Yetişkin beyni ne yazık ki zaman içinde kıvraklığını kaybediyor. İşte bu da böyle bir olay..
Ödevlerin sonu geldi, son sırada İngilizce ödevi var. Mutfakta yemek hazırlıyorum o da defteri kitabı mutfak masasına taşındı. İlk egzersizleri birlikte yaptık, gerisini o yapsın diye bıraktım. Kulağım onda ama aklımda kimbilir hangi düşünce...
- Anne?
- Efendim?
- Benim istediklerim "must", istemediklerim "mustn't" di mi?
- ..................??????????????....!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
Budur! İstedikleri "mutlaka" istemedikleri "asla"... Haydi bakalım....
Ödevlerin sonu geldi, son sırada İngilizce ödevi var. Mutfakta yemek hazırlıyorum o da defteri kitabı mutfak masasına taşındı. İlk egzersizleri birlikte yaptık, gerisini o yapsın diye bıraktım. Kulağım onda ama aklımda kimbilir hangi düşünce...
- Anne?
- Efendim?
- Benim istediklerim "must", istemediklerim "mustn't" di mi?
- ..................??????????????....!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
Budur! İstedikleri "mutlaka" istemedikleri "asla"... Haydi bakalım....
10 Şubat 2011 Perşembe
Haklıymış Benim Yavrum
Ön yargılı olmamalı, söyleneni dinlemeli.. derken... Yılbaşından beri her sabah ilk iş takılıp ancak akşam yatmadan çıkarılan gözlüğü gözüne takıp tuttuk göz doktorunun yolunu. "Tahtayı silik görüyorum anne, yazıları karışık görüyorum anne.." Meğer 1 numara astigmat varmış her iki gözde de. Bütün "C" ler "O", bütün "K" ler "R" görünüyormuş kuzumun gözüne. Neyse zamanında yakalandı. Camlar değişti, şimdi ışıl ışıl görüyor.
Bu arada dersler çalışıldı, ödevler bitti ve her ortam değişiminde olduğu gibi on adım ileriye gitti. Şimdi günlük konuşmada deyimler kullanılıyor. "Anne sana söyleye söyleye dilimde tüy bitti" gibi..
Sevgi, Emek, Sabır...
Bu arada dersler çalışıldı, ödevler bitti ve her ortam değişiminde olduğu gibi on adım ileriye gitti. Şimdi günlük konuşmada deyimler kullanılıyor. "Anne sana söyleye söyleye dilimde tüy bitti" gibi..
Sevgi, Emek, Sabır...
24 Ocak 2011 Pazartesi
Sen yanımda olsan ben hep pekiyi alırım..
Kendini ifade konusunda inanılmaz yol almış olsa da henüz kendini tatmin edemedi. Bu kadar zaman sınav sadece çeşitli harflerin yuvarlak içine alınması, sessiz durulması, arkadaşının cevaplarına bakılmaması ve kendi cevaplarının gösterilmemesi gereken bir oyundu sadece. Doğrusu başlangıçta biz de alınan notları hiç önemsemedik, öğrenmiş olması yetti bize.. Lakin zaman akıp gidiyor, hayat ve ne yazık ki sınavlar oyun olarak kalamıyor. Önce "aferin sana ama daha iyisini yapabilirsin"diye başlayan yorumlar, "aşkolsun sana bu kadar çok çalışmaya bu not sana hiç yakıştı mı?"diye sürdü ve "bu ne Elif, bir daha bu notu görmek istemiyorum lütfen sınavda dikkatli ol" noktasına geldi kaçınılmaz olarak. Eh kendisi de hoşnut olmuyor notlarından daha başarılı olsun istiyor.
Hafta sonu dersini çalıştı, deneme testlerini yaptı ve arkadan şöyle bir yorum geldi.
- Sen yanımda olsan ben hep pekiyi alırım..
- Ama olmaz ki yavrum sınavda anneler çocukların yanında oturmaz çocuklar tek başlarına yaparlar.
- Sen bana cevabı yine söyleme, dikkatli ol kızım de sadece ben o zaman dikkatli olur hep doğru yaparım.
- Peki bensiz niye dikkatli olmuyorsun?
- Kaçıyor benim dikkatim o yüzden..
Şimdi varlığımdan güç alıyor pek hoş. Ergenlikte "sen yanımda değildin o yüzden" der mi acaba?
Hafta sonu dersini çalıştı, deneme testlerini yaptı ve arkadan şöyle bir yorum geldi.
- Sen yanımda olsan ben hep pekiyi alırım..
- Ama olmaz ki yavrum sınavda anneler çocukların yanında oturmaz çocuklar tek başlarına yaparlar.
- Sen bana cevabı yine söyleme, dikkatli ol kızım de sadece ben o zaman dikkatli olur hep doğru yaparım.
- Peki bensiz niye dikkatli olmuyorsun?
- Kaçıyor benim dikkatim o yüzden..
Şimdi varlığımdan güç alıyor pek hoş. Ergenlikte "sen yanımda değildin o yüzden" der mi acaba?
Ama anne onların problemleri var!
Bu yıl Noel Baba gözlük getirdi kızıma. Numarasız bir numaracı gözlük.. Sınıf arkadaşı gözlük takmış. Kızımız da özenmiş. Numaralı gözlüğü alıp gözüne takıp sağlam gözünü bozacağına çok istediği gözlüğü sıfır numara camlarla aldık. Keyifli keyifli takıyor şimdilik.
Problemi var sözü de bu sırada çıktı ortaya. İnsan duymaktan hiç hoşlanmadığı bir sözcüğü evladının ağzından bu kadar sık duyar mı? Oluyor işte... Buyrun problemli sohbete...
- Anne senin yakını görme problemin var...
- Evet kızım var...
- Öğretmenimin uzağı görme problemi var...
- Hı-hı..
- Mina' nın işitme problemi var, kulaklık takıyor ya... Beni bazen duymuyor biliyor musun?
- Evet canım bazı sesleri duyamıyor ama sen hangi tonda konuşunca duyacağını biliyorsun değil mi?
- Biliyorum, biliyor musun Mina seni çok seviyor.
- Sağolsun, neden seviyormuş beni?
- Senin sesini hep duyabiliyormuş...
- Anne? Altuğ' un konuşma problemi mi var?
- Bilmem, neden öyle dedin?
- Kekeliyor bazen biliyor musun? Bence konuşma problemi var. (Hey tanrım, kendi halletti bir de teşhis başladı) derken mıncıklamaya başladım.
- Peki küçük bilmiş senin ne problemin var?
- BENİM ÖZENME PROBLEMİM VAR! Sonay' ın gözlüğüne özendim ya!
Geç konuşma "problemi" olan çocukların anne babalarına duyurulur :)
Problemi var sözü de bu sırada çıktı ortaya. İnsan duymaktan hiç hoşlanmadığı bir sözcüğü evladının ağzından bu kadar sık duyar mı? Oluyor işte... Buyrun problemli sohbete...
- Anne senin yakını görme problemin var...
- Evet kızım var...
- Öğretmenimin uzağı görme problemi var...
- Hı-hı..
- Mina' nın işitme problemi var, kulaklık takıyor ya... Beni bazen duymuyor biliyor musun?
- Evet canım bazı sesleri duyamıyor ama sen hangi tonda konuşunca duyacağını biliyorsun değil mi?
- Biliyorum, biliyor musun Mina seni çok seviyor.
- Sağolsun, neden seviyormuş beni?
- Senin sesini hep duyabiliyormuş...
- Anne? Altuğ' un konuşma problemi mi var?
- Bilmem, neden öyle dedin?
- Kekeliyor bazen biliyor musun? Bence konuşma problemi var. (Hey tanrım, kendi halletti bir de teşhis başladı) derken mıncıklamaya başladım.
- Peki küçük bilmiş senin ne problemin var?
- BENİM ÖZENME PROBLEMİM VAR! Sonay' ın gözlüğüne özendim ya!
Geç konuşma "problemi" olan çocukların anne babalarına duyurulur :)
31 Aralık 2010 Cuma
Yeni Bir Yıl Gelirken...
Her yıl baştan okurum bu şiiri...
Bir Yılın Son Günleri / Murathan Mungan
I.
Bir yıl daha bitiyor
İşte bu kadar duru,bu kadar yalın
Bu kadar el değmemiş
Sıradan bir gerçeği daha
kolları bağlı hayatımızın
Bu şiire nasıl dahil edilebilir bir yılın son günleri
Her sonda,her başlangıçta ve her defasında
Alır gibi başkasını karşımıza
Perdeler çekip,ışıklar söndürüp
oturup yatağın içinde bir başımıza
Sorgulamak kendimizi
Öğrenmek ikimizin anadilini,ikinci belleğimizi
Öğrenmek kendimizle hesaplaşmanın buzul ilişkilerini
Bu aynanın dehlizlerinde gezinirken görürüz
Karanlık günlerimizin kenar süslerini
Biterken yılın son günleri
Biliyoruz takvimler belirlemez değişimin mevsimlerini
Gençlik ikindilerini
Kargınmış bir çocuktuk büyüdüğümüzden beri.
II.
Bir yıl daha bitiyor
Düşlerim ,tasalarım,yarım kalmış onca şey
Her yıl biraz daha kısalıyor bir öncekinden
Bana mı öyle geliyor
Yoksa daha mı hızlı ilerliyor zaman
İnsan yaşlanırken?
III.
Kırdım mı incittim mi birilerini?
Kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler.
Kendimi yeniledim mi yazdıklarımda?
Yeniden düşünmeliyim
Dostluklarımı, ilişkilerimi
Dağınık yatağım,mutsuz yatağım
Çoğalttım mı eksiklerimi?
Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı
Yitirdim mi yoksa masumiyetimi?
Borçlarımı ödedim mi?
Doğru seçtim mi soruların fiillerini?
Tırnaklarım kesilmiş, dişlerim fırçalanmış, saçlarım taranmış,
giysilerim ütülü, odam düzenli mi?
Ödünç aldığım kitapları geri verdim mi?
Geri verdim mi aldıklarımı:
Aşkları, dostlukları, sevgileri, güvenleri, bağları
Kitaplara, sayfalara, satırlara borcumu ödedim mi?
Yokladım mı duygularımı
Hala sevebiliyor muyum insanları?
Ovmalı gümüşleri, bakırlarımı; cila geçmeli ahşaplarıma
Ovmalı umutları
Saklı tutmalı gelecek inancını, yarınları eksik etmemeli ağzımızdan
Hançer kıvamındaki o karamizah tadını
Şimdi oturup uzun bir hasretlik mektubu yazmalıyım Yavuz'a
Sonra köşe başından bir demet çiçek alıp öyle başlamalıyım
akşama
Yeni bir yıla
Ama nedense herşeyin tadı dağılıyor ağzımda
Bir sap çiçek mi taşısam yoksa ağzımın kıyısında
Aydınlık rengi vursun diye gözlerimdeki buluta
IV.
Ey uzak akrabalarım, üvey aşklarım
Mevsim sonu dostlarım, işporta malı ayrılıklar
Arkadaş ölümleri, dost hançerleri, talan ettiğimiz zulalar
Gece telefonları, ıssız konuşmalar
Mağrur incelikler, vurgun yemiş ilişkiler
Bırakılmış mektuplar
Ve yurdumun her karış toprağında tefrika edilen karanlık
Ey hayatıma girenler ve çıkanlar
Uçurum duygusuyla yaşadığımız hayat ey
O kadar çok anlattım ki
Kendime kaldım anlatmaktan...
Bunaldım kendisiyle boğuşmasını
Başkalarında çözmeye çalışan insanlardan
Usandım sözcük oynamalarından, tılsımlı sıfatlardan,
Ofset duyarlılıklardan
Kaç zamandır bir ermiş dinginliği havalandırıyor dizelerime
açılan pencereleri,
Durup bakıyorum akşam sularında zaman kavramlarına,
Zamanı düşünüyorum;koyuluyorum
Anlamını yitiriyor "şimdiki zaman"ın boşyüceliği,tarihin unutkan
sayfalarındaki mürekkep lekeleri
İşimin başına dönüyorum içimde ıssız bir gönül erinci
Kaç zamandır duru, yalın, çalışkan, iyi insanlar özlüyorum
"içtenliğin" yada "dünya görüşünün" kirletmediği
Kendime bir yeni yıl kartı yazarak bunları diliyorum.
V.
Sabahları açık penceremin soluduğu kent
Nabzında yüzyılın dağınık sancısı
Dumanı üzerinde tüten yıkıntılar
Hangi anlamı kuşanabilir şimdi yeni bir yıl
Umutsuzluk sözlüğünden karşılıklar aranırken hayata
Hangi söküğünü dikebilir bu yaralı kuşak
Hangi yüreğe öğretilebilir unutmak!
Aranıp duruyorum adresini yitirdiğim insanları
Vitrin camlarına yansıyan yüzlerde
Bilmiyorum kalmış mıdır adresini yüzlerinde taşıyan insanlar
Hala bir umut var mıdır
Çıkmaz bir sokağa benzeyen bu avare avunması vitrinlerde
.....
Yeni yılımız kutlu olsun...
Bir Yılın Son Günleri / Murathan Mungan
I.
Bir yıl daha bitiyor
İşte bu kadar duru,bu kadar yalın
Bu kadar el değmemiş
Sıradan bir gerçeği daha
kolları bağlı hayatımızın
Bu şiire nasıl dahil edilebilir bir yılın son günleri
Her sonda,her başlangıçta ve her defasında
Alır gibi başkasını karşımıza
Perdeler çekip,ışıklar söndürüp
oturup yatağın içinde bir başımıza
Sorgulamak kendimizi
Öğrenmek ikimizin anadilini,ikinci belleğimizi
Öğrenmek kendimizle hesaplaşmanın buzul ilişkilerini
Bu aynanın dehlizlerinde gezinirken görürüz
Karanlık günlerimizin kenar süslerini
Biterken yılın son günleri
Biliyoruz takvimler belirlemez değişimin mevsimlerini
Gençlik ikindilerini
Kargınmış bir çocuktuk büyüdüğümüzden beri.
II.
Bir yıl daha bitiyor
Düşlerim ,tasalarım,yarım kalmış onca şey
Her yıl biraz daha kısalıyor bir öncekinden
Bana mı öyle geliyor
Yoksa daha mı hızlı ilerliyor zaman
İnsan yaşlanırken?
III.
Kırdım mı incittim mi birilerini?
Kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler.
Kendimi yeniledim mi yazdıklarımda?
Yeniden düşünmeliyim
Dostluklarımı, ilişkilerimi
Dağınık yatağım,mutsuz yatağım
Çoğalttım mı eksiklerimi?
Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı
Yitirdim mi yoksa masumiyetimi?
Borçlarımı ödedim mi?
Doğru seçtim mi soruların fiillerini?
Tırnaklarım kesilmiş, dişlerim fırçalanmış, saçlarım taranmış,
giysilerim ütülü, odam düzenli mi?
Ödünç aldığım kitapları geri verdim mi?
Geri verdim mi aldıklarımı:
Aşkları, dostlukları, sevgileri, güvenleri, bağları
Kitaplara, sayfalara, satırlara borcumu ödedim mi?
Yokladım mı duygularımı
Hala sevebiliyor muyum insanları?
Ovmalı gümüşleri, bakırlarımı; cila geçmeli ahşaplarıma
Ovmalı umutları
Saklı tutmalı gelecek inancını, yarınları eksik etmemeli ağzımızdan
Hançer kıvamındaki o karamizah tadını
Şimdi oturup uzun bir hasretlik mektubu yazmalıyım Yavuz'a
Sonra köşe başından bir demet çiçek alıp öyle başlamalıyım
akşama
Yeni bir yıla
Ama nedense herşeyin tadı dağılıyor ağzımda
Bir sap çiçek mi taşısam yoksa ağzımın kıyısında
Aydınlık rengi vursun diye gözlerimdeki buluta
IV.
Ey uzak akrabalarım, üvey aşklarım
Mevsim sonu dostlarım, işporta malı ayrılıklar
Arkadaş ölümleri, dost hançerleri, talan ettiğimiz zulalar
Gece telefonları, ıssız konuşmalar
Mağrur incelikler, vurgun yemiş ilişkiler
Bırakılmış mektuplar
Ve yurdumun her karış toprağında tefrika edilen karanlık
Ey hayatıma girenler ve çıkanlar
Uçurum duygusuyla yaşadığımız hayat ey
O kadar çok anlattım ki
Kendime kaldım anlatmaktan...
Bunaldım kendisiyle boğuşmasını
Başkalarında çözmeye çalışan insanlardan
Usandım sözcük oynamalarından, tılsımlı sıfatlardan,
Ofset duyarlılıklardan
Kaç zamandır bir ermiş dinginliği havalandırıyor dizelerime
açılan pencereleri,
Durup bakıyorum akşam sularında zaman kavramlarına,
Zamanı düşünüyorum;koyuluyorum
Anlamını yitiriyor "şimdiki zaman"ın boşyüceliği,tarihin unutkan
sayfalarındaki mürekkep lekeleri
İşimin başına dönüyorum içimde ıssız bir gönül erinci
Kaç zamandır duru, yalın, çalışkan, iyi insanlar özlüyorum
"içtenliğin" yada "dünya görüşünün" kirletmediği
Kendime bir yeni yıl kartı yazarak bunları diliyorum.
V.
Sabahları açık penceremin soluduğu kent
Nabzında yüzyılın dağınık sancısı
Dumanı üzerinde tüten yıkıntılar
Hangi anlamı kuşanabilir şimdi yeni bir yıl
Umutsuzluk sözlüğünden karşılıklar aranırken hayata
Hangi söküğünü dikebilir bu yaralı kuşak
Hangi yüreğe öğretilebilir unutmak!
Aranıp duruyorum adresini yitirdiğim insanları
Vitrin camlarına yansıyan yüzlerde
Bilmiyorum kalmış mıdır adresini yüzlerinde taşıyan insanlar
Hala bir umut var mıdır
Çıkmaz bir sokağa benzeyen bu avare avunması vitrinlerde
.....
Yeni yılımız kutlu olsun...
16 Aralık 2010 Perşembe
20 yaş erken ölüyorlar!
Aman durun paniğe gerek yok.
Bu gün yine çıldırdım televizyonun başında onu anlatacağım.
Konu hiperaktif ve dikkat eksikliği çeken çocuklar. Doktorumuz anlatıyor... Şöyle ilaç var zaman kazandırıyor! Kime? Çocuğa! Nasıl ya? İlaç veriyorum düzelir amcası dedirterek... Başka açıklaması yok.
Zira... kusura bakmasın doktorlarımız saçmaladıklarıı yetti artık. Çocuğumuz hiperaktif ise ileride alkolik ya da uyuşturucu bağımlısı olabilir imiş. Eeeee ne yapacağız? Şimdiden uyuşturacak ilacı elimizle vereceğiz. Dedikleri o.
Bu da yetmedi sevgili doktor amca dedi ki "hiperaktif çocuklar 20 yıl erken ölüyorlar". Nasıl ya? Doğarken popolarında son kullanma tarihi ile doğuyor sanki bu çocuklar? Öyleyse benimki nerede? Kocamın? Çocuklarımın? Çüş diyeceğim ama eşeğe saygısızlık olacak.
AKLINIZI BAŞINIZA ALIN BAYANLAR BAYLAR!!! BİZİM ÇOCUKLARIMIZ SİZİN SERMAYELERİNİZ DEĞİL! Ben doktor kızıyım. Azıcık insafınız, insanlığınız, namusunuz var ise o ettiğiniz yeminin bir anlamı var ise, bari biriniz, hiç olmazsa biriniz kendinize geliniz. Unutmayın, torunlarınızın annesi ya da babası doktor olmayabilir. Sizin de başınıza gelebilir.
O gün bana beter olun dedirtmeyin. İnsan olun, paranın kölesi değil!
Bu gün yine çıldırdım televizyonun başında onu anlatacağım.
Konu hiperaktif ve dikkat eksikliği çeken çocuklar. Doktorumuz anlatıyor... Şöyle ilaç var zaman kazandırıyor! Kime? Çocuğa! Nasıl ya? İlaç veriyorum düzelir amcası dedirterek... Başka açıklaması yok.
Zira... kusura bakmasın doktorlarımız saçmaladıklarıı yetti artık. Çocuğumuz hiperaktif ise ileride alkolik ya da uyuşturucu bağımlısı olabilir imiş. Eeeee ne yapacağız? Şimdiden uyuşturacak ilacı elimizle vereceğiz. Dedikleri o.
Bu da yetmedi sevgili doktor amca dedi ki "hiperaktif çocuklar 20 yıl erken ölüyorlar". Nasıl ya? Doğarken popolarında son kullanma tarihi ile doğuyor sanki bu çocuklar? Öyleyse benimki nerede? Kocamın? Çocuklarımın? Çüş diyeceğim ama eşeğe saygısızlık olacak.
AKLINIZI BAŞINIZA ALIN BAYANLAR BAYLAR!!! BİZİM ÇOCUKLARIMIZ SİZİN SERMAYELERİNİZ DEĞİL! Ben doktor kızıyım. Azıcık insafınız, insanlığınız, namusunuz var ise o ettiğiniz yeminin bir anlamı var ise, bari biriniz, hiç olmazsa biriniz kendinize geliniz. Unutmayın, torunlarınızın annesi ya da babası doktor olmayabilir. Sizin de başınıza gelebilir.
O gün bana beter olun dedirtmeyin. İnsan olun, paranın kölesi değil!
9 Aralık 2010 Perşembe
Yaylalar nerelerde bulunur???
Çılgın gibi dersi var... İki gün okula gidemedi, bir de dergisini arkadaşı saklamış, zaten didişiyorlarmış o arkadaşı ile, akıl karışmış, moral bozuk iken... Dergi bulundu, arkadaş ile konuşuldu ara düzeltildi evde eksikler tamamlanıyor...
Türkçe' den 5 kıtalık bir şiir, içinde yayla, sıradağlar.... Yayla ile cümle kurulacak ama acaba anlam biliniyor mu?
- Kızım yaylalar nerelerde bulunur?
- Çorbalarda...
İstersen yeme yayla çorbası niyetine. Kavramları sınıflandırmayı, ilişkilendirmeyi hatalı mı yapmışız ne :))
Türkçe' den 5 kıtalık bir şiir, içinde yayla, sıradağlar.... Yayla ile cümle kurulacak ama acaba anlam biliniyor mu?
- Kızım yaylalar nerelerde bulunur?
- Çorbalarda...
İstersen yeme yayla çorbası niyetine. Kavramları sınıflandırmayı, ilişkilendirmeyi hatalı mı yapmışız ne :))
1 Aralık 2010 Çarşamba
O ders diil
Epey oldu yazmayalı. İşler yolunda gitmeye başlayınca başka türlü heyecanlar başlıyor ve motivasyonunu kaybediyor insan. Okul, ders, ödev, olan, biten.. destek olma, yardımcı olma, kimi zaman delirme... Hepsi birden..
Dün 8-9 sayfa ödevi vardı. Eskiden hep yanında oturur soruları onun anlayacağı gibi tercüme ederdim hep. Bu yıl yine yakınlardayım yalnız bir fark var artık. Okuyor, anlıyor, cevaplıyor, nadiren ne demek istiyor diyerek bana soruyor. Soruların soruluş biçimleri o kadar çeşitli ki, başlangıçta sinirlendiriyordu beni. Sonra farklı tür sorularla aynı şeyi sormanın da bir eğitim türü olduğunu anladım. Çoğu insana çok normal geliyor böyle şeyler. Bizde çalışarak üstesinden gelinecek bir basamak.
Bugün okuldan mesaj geldi. "Öğrencimiz ödevini yapmamıştır. Bilginize..." Nasıl yani??? Dün gece yaptı, ben de kontrol ettim.
Akşam eve geldi, mesajı gösterdim. Cevap "İngilizce o". AĞzım açık kaldı, en sevdiği ve ne komiktir ki en başarılı olduğu ders İngilizce..
- Kızım neden yapmadın ödevini, neden yazmadın defterine?
- Ders diil ki o! Ben dersimi çalıştım.
- Yok ya! Peki ders değil de ne?
- Eğlence!
Buyrun bakalım. Okul yolu göründü bana. Anlat bakalım anlatabilirsen öğretmene...
Dün 8-9 sayfa ödevi vardı. Eskiden hep yanında oturur soruları onun anlayacağı gibi tercüme ederdim hep. Bu yıl yine yakınlardayım yalnız bir fark var artık. Okuyor, anlıyor, cevaplıyor, nadiren ne demek istiyor diyerek bana soruyor. Soruların soruluş biçimleri o kadar çeşitli ki, başlangıçta sinirlendiriyordu beni. Sonra farklı tür sorularla aynı şeyi sormanın da bir eğitim türü olduğunu anladım. Çoğu insana çok normal geliyor böyle şeyler. Bizde çalışarak üstesinden gelinecek bir basamak.
Bugün okuldan mesaj geldi. "Öğrencimiz ödevini yapmamıştır. Bilginize..." Nasıl yani??? Dün gece yaptı, ben de kontrol ettim.
Akşam eve geldi, mesajı gösterdim. Cevap "İngilizce o". AĞzım açık kaldı, en sevdiği ve ne komiktir ki en başarılı olduğu ders İngilizce..
- Kızım neden yapmadın ödevini, neden yazmadın defterine?
- Ders diil ki o! Ben dersimi çalıştım.
- Yok ya! Peki ders değil de ne?
- Eğlence!
Buyrun bakalım. Okul yolu göründü bana. Anlat bakalım anlatabilirsen öğretmene...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
