23 Ocak 2013 Çarşamba

Diyalog ve Drama

Zaman geçtikçe, işler yoluna girdikçe, ben rahatladıkça aradaki kilometre taşlarının farkına varıyorum.

Bir şey yapmak lazım, hızla yapmak lazım, bir an önce halletmek lazım paniği ile ve üzüntü ile yoldaki detayları, güzelliklerin bir çoğunu unutmuşum.

Kızımla konuşurken, çocukluk ve bebeklik anılarını anlatırken hatırlıyorum. Evde boydan boya koşarken kendine söylediği sözleri anımsayınca, sonra da kendi bulduğu çözümü düşününce bunu da mutlaka paylaşmalıyım dedim.

O zaman oturduğumuz evde çooook uzun koridorlar vardı, birinin sonunda da merdiven. Geçen gün gözümün önüne geldi. Koridor boyunca koşuyor, elinde emzik, kollar havada...

- Kime diyorum?
- Bana diyorum!
- Kızım koşma düşersin!

Sana diyorum değil, Bana! diyorum. İlk diyaloğu böyle oluşturmuş.

Okuma yazma öğrendiğinden beri de yaptığı bu. Günlük tutuyor. Olayları kimi zaman düz yazıyla anlatıyor ama en başarılı olduğu yazı türü diyaloglar.

Ekin: Elif sen ebe ol.
Elif: Niye hep ben ebe oluyorum, bu sefer de sen ol.
Ekin: Hayır ebe sen olacaksın, ben öyle istiyorum.
Elif: (Kızarak) O zaman ben saklambaç oyamak istemiyorum.
Ece: (Üzgün bir sesle) Elif gel ne olursun sen de oyna.

gibi... Bu sayede neler olup bittiğini, o sıradaki duyguları, kendi duygularını çok daha rahat ifade etti ve biz de bunu oyunlaştırdık. Hadi şimdi sen öğretmen ol ben de sen olayım. Hadi sen Ekin ol ben sen olayım. Sonra bir gün gördüm ki benim o olmamı istemiyor artık. Ece olsam o nerdi daha çok ilgili. İletişimde başlangıçta zorluk yaşadığı için kendine ve ifade becerisine güveni azdı. Böylece bu güven yerine geldi.

Yalnız hepimiz biliyoruz ki dünden bugüne her şeyi değiştirecek sihirli değnek yok. Sevgi, emek ve sabır tek dayanak.

Aklıma gelenleri yine paylaşırım. Okuyan herkese teşekkürler.

6 Aralık 2012 Perşembe

Ne Durumdayız?

Burayı hala okuyan var. O yüzden bugün ne durumdayız yazmak istedim.

5. sınıf yani artık orta 1 öğrencisi oldu kızım. Geçen yılı teşekkürle tamamladı, bu yıl da notları gayet iyi. İletişim sorunu neredeyse kalmadı. Gergin olduğu zamanlar biraz fazlaca ııııı diyor ama bunu yaşıtları da yapıyor. Problem yok yani.

Kendini gerek sözle gerek yazıyla çok güzel ifade edebiliyor. Kimi kalıpları hala çokça kullansa da zaman içinde azaldığını ve yerli yerine oturduğunu gözlemliyoruz. Aslında bu yeni bir kelime ya da kavram öğrenen her çocuğun yaptığı bir şey.

Artık kendi problemimle uğraşmam gerek. Çok zorlu bir yolculuktan bu noktaya geldiğimiz için gözlerim şahin gözü oldu. Sürekli gözlemleyip sorguluyorum. Kızımın yaşıtları arasında gayet uyumlu olduğunu gözlemleyip farkına varmak, artık bir sorun kalmadığını anlamak, gün geçtikçe benimle olan bağının tür değiştirdiğini, artık ergen bir birey olduğunu, kendine ait bir dünya, bir hayat oluşturduğunu ve düzgün uçabilmesi için kanatlarını açması gerektiğini kabullenmek gerek ve bunu "anne beni rahat bırak artık" cümlesini duymadan yapmalı...



Kanatlanan bir yavrunun arkasından bakan anne kuş diye blog açsam mı acaba? :)

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Son Gönderi...

Geçen yıl bu vakit bu bloğa ilk yazıyı yolladığımda yaşadıklarımızın belki birilerine faydası olur diye düşünmüştüm. Oldu mu bilmiyorum.

Kızım sonunda konuştu, okul da iyi gidiyor. Artık buraya ekleyeceğim, aklıma gelen bir şey kalmadı.  Son bir paragraf hariç...

Çocuğumuzla kimse bizim gibi ilgilenemez. Kimse onları bizim kadar sevemez. Kimse sorunların çözümünde bizler kadar sabırlı olamaz.

Sevgimiz, emeğimiz ve sabrımız olmadan, sadece "uzman" görüşleriyle, "terapiste" götürmekle, psikiatra göstermekle şuradan şuraya gidemeyiz.

"Sorunlu" denilen çocukların çoğunlukla tek sorunları yeterince ilgi ve sevgi görmemiş olmaları. Onlar da birşeyler yaparak ya da yapmayarak ilgimizi yakalamaya çabalıyorlar. Kaldı ki bir sorun bile olsa profesyonel yardımın yanında yoğun bir şekilde sevgimize, ilgimize ihtiyaçları var.

Zamanım yok, çok yoğun çalışıyorum, benim de problemlerim var gibi mazeretlerimizi bir kenara bırakmalıyız. Hangi iş, hangi problem, hangi kariyer ya da hangi başarı çocuğumuzdan önemli olabilir? Dünyanın tüm zenginlikleri ya da başarıları evladımız karşısında ne anlam ifade eder? Elbette yaşamak için, onların gelecekleri için yapmamız gerekenler var ama bunun yanında çocuğumuzla birlikte olmak için zaman da her durumda yaratılabilir.

Kolay olmadı, kolay değil biliyorum yine de kolayına kaçmadan... kolaylıklar diliyorum...

Hoşçakalın...

20 Haziran 2011 Pazartesi

Bu Yıl da Bitti

Artık dördüncü sınıf öğrencisi oldu kızım. Karne güzel, yıl boyunca gösterdiği çaba güzel, disiplinle çalışması güzel, okulda çok seviliyor daha ne isterim?

Yıl sonu sunumları ve gösterileri de oldu. Sınıf sunumu bu yıl şiirdi. Elif İstiklal Marşının on kıtasını birden okudu. Bağırıp çağırmadan, abartılı hareketler yapmadan, sesini ve vurguları son derece doğru kullandı. Anne-babası ve babaannesi olarak biz elbette çok duygulandık ama etrafıma baktığımda diğer velilerin de gözlerinin dolu dolu olduğunu gördüm. Hepsi özenle gelip tebrik ettiler. İşte bu anlar bütün emekleri helal ettiriyor.

Şimdi artık tatil, günde altı tane test çözmek, her gün düzenli günlük yazmak bu yılın yaz görevleri.  Dördüncü sınıfa hazırlık olsun diye bunlara ben de bir gezi güncesi ekledim. Gezip gördüğü yerleri bu günceye yazacak. Özelliklerini, izlenimlerini ve fotoğraflarını koyacak içine. İnşallah sonuçta ortaya güzel bir şey çıkar da o da sonraki yıllar için iyice heveslenir.

Bu arada tatillerin, anneler-babalar okul ve öğretmenlerin kıymetini iyice anlasın diye icad edildiğini düşünüyorum. On yaşında bir tek çocuğu sabahtan akşama oyalamak kolay değil. Bir de bunlardan onlarcası başlarında :) Sevmeden yapılacak iş değil. Minnetle ellerinden öpüyorum öğretmenlerimizin.

4 Nisan 2011 Pazartesi

20 de 20 doğru

Oğlumuz üniversite sınavı ile ve sonrası muhtelif rezilliklerle boğuşa dursun kızımız da 3. sınıfı tamamlamaya uğraşıyor.

Bir taraftan çocuk... haliyle ağabeyinden de hatırladığımız çocuklukları yapmakta. Ödev yapacağı dergiyi okulda unutmak gibi. Bugün okuldan geldi ses titriyor.

Anne ne olur beni affet, ben Hayat Bilgisilerimi okulda unuttum. Bilgisilerimi... :) Yapacak bir şey yok o saatten sonra, bir daha yapma lütfen filan gibi malum anne nutukları sona erdikten sonra girişti matematik ödevini yapmaya.

Bu güne kadar çok büyük olan problemi okuyup anlama meselesi gitgide çalıştıkça egzersiz yaptıkça küçülüyor. Başlangıçta toplama ve çıkarmalarda "oldu" ve "kaldı" anahtar kelimelerini kullanmıştık. Çarpmada "kere", bölmede "paylaştırıyor" gibi. Fakat problemlerde bizim bu anahtar kelimeler farklı farklı kullanılıyor dolayısı ile tercüme gerekiyordu.

Örneğin:

- Bak Elif' cim bizim bahçe bir kenarı 13 metre olan bir kare çevresi kaç metre?

- Karenin 4 kenarı var o zaman 13 kere 4 eşittir 52 metre...

- Peki şimdi bu bahçenin etrafında 6 tur koşsak??

- Bölcem mi?

- Dikkat et... 6 tur koşacağız yani 6 kez dolaşacağız...

- Haaaa KERE o zaman 52 X 6 = 312...

Neyse biz habire çalışıyoruz. Bugün muhteşem haber ... 20 soruda 20 doğru :)

Hırsımdan değil vallahi. O bana bağlı teller tek tek kopuyor :) İlk tel koptuğunda hüngür hüngür ağlamıştım ama.. onu da sonra anlatırım :)

24 Şubat 2011 Perşembe

Eyvah! Çocuk Kalbi...

Çok çektim ben bu kitaptan. Biri bir fenalık yapar, kırk yıl düşünsem aklıma gelmez, kimseye kötü bir şey konduramam... O zaman suçu kendi saflığımda değil hep "Çocuk Kalbi" kitabında bulurum. Çocukken nasıl okuyup içselleştirdiysem "Yanlış iş tutarken bile doğrudan şaşmayacaksın" hayat prensibi oldu. Eşim de aynı durumda, oğlumuz da...

Şimdi sıra geldi Elif' e... Dün gece başladı okumaya. Kalın geldi kitap gözüne, o yüzden bir iki bölümü ben okudum sonra elimden kapıp o bana okudu. Gözler kocaman kocaman...

- Ama anne ayıpppp...

- Öğretmen "bir daha yapma" derken kızmamış di mi anne?

- Ayağı kırılmış anne, noolucak şimdi?

- Babası neredeymiş o çocuğun anne? Amerika nerede?

- Hokka ne demek?

Bir gecede 18 sayfa bu bir rekor.

Bu arada dün eve geldi, ödevleri bitirdi. Çocuk Kalbi okuyacağım dedi.. Bizde kitap bol... Dur kızım bakalım neredeymiş bulalım derken, kütüphanesinden "işte burada" diye çıkarıverdi.

Benim çocukluk kitaplarımın bir kısmı hala durur, ağabeyden kalanlar var, karşıma çıktıkça kitap alırım. Oldukça zengin bir kütüphanesi oldu onun da... Çocuk Kalbi kitabını kim bilir ne zaman alıp koymuşum oraya... Darısı okumaya...